"Vikontesin eltisine ne demeli peki? Sınıf bilinci için diktirdiği o korse de neydi öyle! Aman Tanrım, uzun zamandır gördüğüm en sıkı korse! Ah, teşekkür ederim, süt istemem."
Kontluk arazimizin ötesinde kalan topraklardaki yazlık evlerine gelen Kontes Helenur ile malikanemizin bahçesinde çay içiyorduk Çay servisi yapılırken konuşmasını kesmeyen Kontes Helenur, Sussex dükünün kuzeniyle gittiği sülün avı partisinden henüz dönmüş, yetmiş altı gün süren partinin ardından gördüklerini ve yaşadıklarını anlatmak için hızla çaya gelmişti.
"Kontes kısır isterler mi?" diye sordu orta hizmetçim Mathilde. Kontesin gastriti olduğunu kaç kere hatırlattığımı bilemiyordum, Kontes elini sallayarak "ah hayır, teşekkür ederim" diyerek gözlerini devirdiğinde baygınlık geçirdim. Bu kadar aşağılanmaya dayanamayan kontes kalbim, kontes beynimi olası bir disasiasyondan korumak için bilincimi kapatmaya karar vermişti.
Gözlerimi açtığımda Kontes'in dördüncü çayına altı katlı elbisesinin göğsündeki cebinden küçük bir metal şişeden döktüğü içeceğin keskin kokusu burnumu deliyordu.
"Ah, uyandınız mı şekerim! Mide ilacımı alıyordum da!" diyerek çayından bir yudum aldı.
Baygınlık geçirdiğim sırada masaya yeniden böbrekli ve reçelli ekmekler gelmişti. Soğumuş çayımı yeniden dolduran Mathilde'yi elimle başımızdan savdım.
"Ah, ne diyordum şekerim! Sınıf bilinci için giydiği o uzun çizmelere ne demeli! Sussex'te kaybettiği sınıf bilincinin aynısından bulmak için at üzerinde dört gün kuzeye gittiğini biliyor muydunuz peki? Ah, şekerim, ben de inanamadım!"
Kontes Elenur çayından büyük bir yudum alarak tüm kuralları alt üst etmeye başlayacaktı ki Kont Kocam Edgar'ın eve döndüğünü haber vermekle görevli olan ortalardaki başka bir hizmetçi gelip gümüş bir tepsi içindeki zarfı bana uzattı. Zarfı açmadan ne ile karşılaşacağımı biliyordum: Kont Kocam Edgar eve gelmişti!
"Kont eve geldiler, Madam" diyerek mektubu gümüş tepsiye koyduğum an ortadan kaybolan ortalıktaki hizmetçinin gidişi ardından Kontes Elenur da fincanını bir kenara bıraktı; tam sehpaya geri koyacakken içindeki keskin sıvıyla birlikte yere düştü.
"Ah, şekerim!"
"Önemli değil Kontes Elenur" diyerek sağ ortada oynayan yere düşen sıvıları silmekle görevli hizmetlimizi çağırdım.
"Ah, kontes, söyler misiniz atımı hazırlasınlar!"
Kontes Elenur atına binip gittikten sonra kuzey kanadındaki ikinci oturma odasının şöminesini yaktırıp güney kanadındaki birinci oturma odasına geçtim. Şöminenin önünde duran örgümü alıp incelemeye başladım. Kont Kocam Edgar ile aramızdaki iletişimden sorumlu hizmetlinin sessizce odaya girip öksürmesiyle birlikte uzun süredir bakmakta olduğum örgümü bir kenara bıraktım.
"Kontese Kont'tan bir mektup varlar" diyerek gözüme doğru bir zarfın durduğu gümüş tepsiyi uzattı.
Kont Kocam Edgar, batı kanadındaki çalışma odasından yazdığı bu satırlarda benimle doğu kanadındaki kişisel kütüphanesinde acilen görüşmek istediğini yazıyordu. Yemekten önce görüşmemiz gerekecek kadar acil bir şeyin olduğu fikriyle, kendimi şöminenin önüne atıp bayıldım.
Örgü şişiyle beni dürtükleyen hizmetlimin yardımıyla kendime geldiğimde üzerime bir şal alarak odadan çıktım. Doğu kanadındaki kütüphaneye doğru ağır adımlar ile ilerliyordum. Aklımdaysa tek bir şey vardı: 3.5 numara şişle mi örseydim lastiği yoksa 3 mü?
Batı kanadındaki kütüphanenin önüne geldiğimde malikanenin çatısındaki odadan yıllardır yükselen sesin yeniden yükseldiğini fark ederek irkildim; on dört yıldır yaşadığım bu evin çatısından sürekli yükselen bu sesin kaynağını bilmediğimden kapının önünde kendimden geçtim.
"Ah, kapıya kafanızı vurduğunuzda kapının kilidi yerinden çıkarmışsınız" dedi Kont Kocam Edgar gözlerimi açtığımda. Doğu kanadındaki kütüphanedeydim; beni içeri Kont Kocam Edgar taşımış olacaktı. İrkildim.
"Ah, bir şeyim yok" diyerek doğrulmaya çalıştığımda kapının kilidinin yerinden çıktığını, bu yüzden Kont Kocam Edgar'ın kapının ardına bir oyun sandalyesi yerleştirdiğini gördüm.
Kont Kocam Edgar, şöminenin önünde bir o yana bir bu yana yürüyor, adımlarındaki sertlik, yüzündeki kasvetle buluşuyordu. Elindeki bardaktan içtiği içkinin her yudumunda yüzünü buruşturduğunu görüyordum. Aslında biraz kola katsa diye düşünürken dayanamayıp sordum:
"Benimle neden görüşmek istediniz Edgar hayatım?"
Karşımdaki koltuğa geçip oturmak için izin ister gibi baktı, sorun olmadığını, oturabileceğini söyledim. On dört yıl sonunda insan kont kocasıyla artık bu kadar teklifsiz olabiliyordu. Bir serf gibi.
"Kontes... Arazimizde sınıf bilinçleri görülmüş" dedi. Nefesimi tuttum; nasıl olabilirdi.
"Ah, hanımefendi, sormayın" dedi. "Serflerin çoğu, bu yıl hiçbir gelir elde edemeyecekleri için kira veremeyeceklerini söyledi. Ürünlerin parasının ne olduğunu sordum. Ah, kontesim, inanamazsınız. Gençler sınıf bilincine takılmaya başlamış. Çocuk yaştakiler dahi; ürünlerden aldıkları tüm parayı Londra'da bayanlarla (burada yüzünü öte yana çevirdi kont kocam edgar, kısık sesine rağmen içindeki utancın farkındaydım) sınıf bilincine harcıyorlarmış. Adamlar, kadınlar ağlıyor hanımefendi. Bu yılki kirayı ödeyemeceklerini, topraktan alacakları tüm geliri seneye vermek karşılığında bizden bir iyilik bekliyorlar..."
"Ah, Edgar hayatım"
"Glastonbury'de sınıf bilinci standlarının önünde uzun kuyruklar oluşmuş, el altından da değil, açık açık... Topraklarımızda çalışanların çocukları, hatta inanır mısınız, düşesin eltisinin kızı bile, sınıf bilincine yatırmış tüm gelirlerini... Hanımefendi, bunu duymaya dayanabilir misiniz bilmiyorum ama düşesin eltisinin kızının, büyük büyük büyük büyük babasının portresini sınıf bilinci için malikaneden zorla çıkarıp rehinciye verdiğini bile söyleyenler var!"
"Ah, Edgar, hayatım!"
Kont Kocam Edgar götün götün oturduğuma kadar ne ara gelmişti fark etmemiştim. Elini belime doğru uzattığında kendimi geri çekerek;
"Ah, Edgar, hayatım" dedim hıçkırarak.
Gözlerinde beliren parlaklık, içtiği içkinin kokusuyla karıştığında sınıf bilincine benzer bir tablo oluşuyordu. Ah, sınıf bilinci. Ah, kont kocam edgar.
Aklıma vikontesin anlattığı sınıf bilinci geldi; topraklarımıza kadar gelmiş bu bela için ne yapacaktık?
İçimden geçenleri duymuşçasına gözlerini boynuma dikerek konuşmaya başladı kont kocam edgar;
"Napayım ya yarın bi ziraate uğrarım awk var mı ilaç milaç" dedi geğirmesini bastırarak.
Duyduklarım karşısında bayıldım.